Borsellino'da Bir Oda, İlk Kampüs Haftası ve Torino'nun Günlük Ritmi
On günlük aradan sonra Residenza Borsellino'daki odamı, Politecnico'daki ilk yüz yüze görüşmeyi, market alışkanlıklarımı, Parco del Valentino yürüyüşünü ve Gran Balon pazarını toparladığım ilk hafta notu.

On günlük bir aradan sonra yeniden yazıya oturuyorum. Torino'ya geleli çok uzun zaman geçmiş gibi hissediyorum ama takvime bakınca her şeyin aslında birkaç güne sıkıştığını görüyorum. Bir şehir değiştirince zamanın ölçüsü de değişiyor: bazen bir lavabo tıpasını çözmek, bazen bir fakülte kapısından içeri girmek, bazen de markette hangi yoğurdu alacağına karar vermek günün ana olayı olabiliyor.
Bu yazı biraz oda turu, biraz ilk kampüs haftası, biraz da Torino'nun gündelik ritmini öğrenme notu. Fotoğrafları eklerken özellikle "yaşadığım yerin hissi"ni veren kareleri seçtim; kişisel güvenlik nedeniyle oda numaramı, öğrenci kartımı ve gereksiz kapı/plan ayrıntılarını dışarıda bıraktım. Ama oda hissini, düzeni ve ilk haftanın bana öğrettiklerini olabildiğince açık anlatacağım.
Odamın yavaş yavaş eve dönüşmesi
Residenza Borsellino'da A1 bloğunda, üçüncü katta, avlu tarafına bakan tek kişilik bir odada kalıyorum. Erken rezervasyon yapmış olmamın etkisi var mı bilmiyorum ama konum olarak şanslıyım. Güneş odayı bunaltacak şekilde vurmuyor, pencereyi açınca hafif bir esinti geliyor ve odanın bahçeye bakması dışarıdaki sesleri oldukça azaltıyor. Bir yurt odasının iyi olup olmadığını bazen metrekare değil, sabah uyandığınızda sizi nasıl karşıladığı belirliyor. Benim odam ilk günlerde bana biraz boş, biraz resmi, biraz da yabancı geldi; şimdi ise yavaş yavaş kendi eşyalarımın diliyle konuşmaya başladı.
Kapıdan girince hemen karşımda uzun ve ince bir askılık var. Kart askımı, şapkamı, montumu ve bel çantamı çoğunlukla oraya asıyorum. Bu küçük askılık günün ritmini toparlıyor: dışarı çıkarken son kontrol, içeri girince ilk boşaltma noktası. Sol tarafta banyo kapısı var. İçeride bir klozet, bir bidet, geniş aynalı lavabo, duşakabin, havlu ısıtıcısı ve duvarda askılar bulunuyor. Yurt size havlu ve nevresim düzeni de sağlıyor; ilk gün elinizde valizle geldiğinizde bunun hazır olması gerçekten rahatlatıcı.
İtalya'da banyoda bidet görmek şaşırtıcı değil ama benim için ilk günlerde hâlâ yeni bir detaydı. Daha komik olanı lavabo tıpası, yani sink stopper meselesiydi. Geldiğimde duş başlığı ve hortumdan su her yere sıçrıyordu. Lavabodaki tıpalardan birini de nasıl çalıştığını bilmediğim için bastırıp kapattım; sonra açamadım. Normalde musluğun arkasındaki küçük mekanizmayla açıldığını sonradan öğrendim. Durumu maille bildirdim ve ben dışarıdayken çok hızlı şekilde düzeltmişlerdi. İlk haftada öğrendiğim küçük derslerden biri şu oldu: Avrupa'da bazen en teknik mesele, akademik çalışma değil, lavabonun nasıl açıldığını anlamak olabiliyor.
Odanın ana bölümünde sol tarafa doğru uzanan bir yatak var. Yanında kilitli çekmece ve üzerinde masa lambası duruyor. Sağ taraftaki rafları kendi küçük arşivime çevirdim. Üst kısımlara belgelerimi, alt tarafa deterjan ve yumuşatıcılarımı koyuyorum. Şişeleri taşımak zor olduğu için bazılarını küçük içme suyu şişelerine aktardım. Rafların arkasında büyük bir gardırop, daha ileride çalışma masası var. Masadan Ethernet ile internete bağlanabiliyorum; bu benim için büyük nimet, çünkü uzun süreli çalışmalarda Wi-Fi'nin kaprisine kalmamak insanı zihnen de rahatlatıyor.
Odanın bir köşesinde küçük bir buzdolabı var. İçini ilk günlerde biraz kararsız, biraz da hevesli şekilde doldurdum. Her hafta sonu daha büyük alışveriş yapmaya çalışıyorum ama hafta içi eksik çıktıkça küçük küçük tamamlıyorum. Buzdolabının yanında krom kaplamalı, siyah kumaş kayışlı bir eşya duruyordu; ne olduğunu yazıyı yazarken öğrendim: valiz sehpası. Böyle küçük keşifler yurtta yaşamanın mizahi tarafı. Bir nesne odanızda duruyor, siz günlerce ona başka anlamlar yüklüyorsunuz, sonra bir bakıyorsunuz aslında valizin yere temas etmesini önlemek için oradaymış.
Borsellino yalnızca bir yurt değil
Kaldığım yer EDISU Piemonte'ye bağlı Residenza Universitaria Borsellino. EDISU'nun resmi sayfasına göre bina 2006 Torino Kış Olimpiyatları sırasında gazetecileri ağırlamak için inşa edilmiş; bugün 404 yatak kapasitesiyle öğrenciler, akademisyenler ve misafirler için kullanılıyor. Aynı sayfada 316 tek kişilik ve 44 çift kişilik odadan, odalarda banyo, Wi-Fi ve LAN bağlantısı, TV, buzdolabı ve telefon bulunduğundan söz ediliyor. Her katta ortak mutfak, içecek ve atıştırmalık makineleri, çamaşır ve kurutma makineleri, çalışma ve sohbet odaları, TV/oyun odası, bakım hizmetleri ve 24 saat resepsiyon da listelenmiş.
Torino 2006 Olimpiyat Köyü, 15 Eylül 2008. Fotoğraf: Jean-Pierre Dalbéra / Wikimedia Commons, CC BY 2.0. Görsel boyutlandırılmış ve WebP biçimine dönüştürülmüştür.
Bu kare Borsellino'nun kendisi değil; Lingotto çevresindeki Olimpiyat Köyü ve restore edilen eski Mercati Generali yapılarından bir görünüm. Yine de Borsellino'yu anlamak için iyi bir yan bağlam veriyor: 2006 oyunları Torino'da yalnızca birkaç haftalık spor etkinliği bırakmadı, gazeteci konaklamasından öğrenci yurduna, basın merkezlerinden yeniden kullanılan endüstri yapılarına uzanan bir dönüşüm izi de bıraktı.
Benim günlük deneyimim bu listeyi biraz daha somutlaştırıyor. Her katta ortak mutfak var; herkesin kendine ait dolapları bulunuyor. Bizim mutfakta iki ocak ve iki lavabo var. İlk günlerde neyi nerede tutacağımı, hangi eşyaya gerçekten ihtiyacım olduğunu anlamaya çalıştım. Yakınlarda J.X adında küçük bir Asya marketi buldum. Temel mutfak ihtiyaçlarından bazılarını en küçük paketlerle oradan aldım. Aradığınız birçok şeye ulaşabiliyorsunuz ama fiyatlar bana biraz yüksek geldi. Bu yüzden günlük gıda tarafında daha çok Lidl, bazen Conad, bazen de çevrede denk geldiğim küçük marketler arasında gidip geliyorum.
Fotoğraflara tekrar bakınca Borsellino'nun bana neden biraz "otel gibi, ama öğrenci usulü" geldiğini daha iyi anlıyorum. Koridorlar ve ortak alanlar çok kişisel değil; düzenli, işlevsel ve biraz mesafeli. Sonra siz o mesafenin içine kendi tencerenizi, deterjanınızı, buzdolabı poşetinizi, dolap anahtarınızı koyuyorsunuz. Yer ancak o zaman size doğru yumuşamaya başlıyor.
Borsellino adının arkasında da İtalya'nın yakın tarihine açılan bir kapı var. Yurdun bulunduğu cadde Paolo Borsellino'nun adını taşıyor. Borsellino, Cosa Nostra'ya karşı soruşturmalarıyla bilinen bir İtalyan yargıçtı; İtalya Adalet Bakanlığı'nın gNews sayfasında anlatıldığı üzere 19 Temmuz 1992'de Palermo'daki Via D'Amelio saldırısında beş koruma görevlisiyle birlikte öldürüldü. Yurdun "kurucusu" gibi basit bir hikaye ararken karşıma bu çıktı. Torino'da bir yurt tabelası bile bazen sizi Sicilya'daki bir adalet mücadelesine götürebiliyor.
Soldan sağa Giovanni Falcone, Paolo Borsellino ve Antonino Caponnetto. Tarih: 23 Mayıs 1992 öncesi. Kaynak: Wikimedia Commons, kamu malı (PD-Italy). Görsel boyutlandırılmış ve WebP biçimine dönüştürülmüştür.
Bu fotoğrafı yazıya eklemek istedim çünkü yurt adındaki soyadı bir anda daha somut bir yüze kavuşuyor. Caponnetto, Falcone ve Borsellino aynı karede görünce "bir cadde adı" dediğimiz şeyin arkasında yalnız bir kahraman anlatısı değil, birlikte çalışan, risk alan ve bedel ödeyen bir hukuk hafızası olduğunu daha iyi hissediyorsunuz.
Paolo Borsellino ismi İtalya'da çoğu zaman Giovanni Falcone ile birlikte anılıyor. Falcone Vakfı'nın Maxiprocesso anlatımında Palermo'daki antimafia havuzunun yürüttüğü büyük davanın Cosa Nostra'ya karşı bir dönüm noktası olduğu vurgulanıyor. 1986-1987 arasındaki bu süreç, mafyanın yalnızca dağınık suçlardan ibaret olmadığı, örgütlü bir yapı olarak yargı önüne çıkarılabileceği fikrini güçlendirdi. Benim için bu bilgi yurdun adını değiştirdi: Borsellino artık yalnızca kaldığım binanın adı değil, İtalya'nın adalet hafızasına açılan küçük bir kapı.
EDISU kısmı da sadece "yurt sağlayan kurum" diye geçiştirilecek bir şey değil. EDISU Piemonte kendisini Piemonte bölgesinde üniversite öğrenim hakkı için çalışan bölgesel kurum olarak tanımlıyor. Burs, konaklama, yemekhane ve çalışma alanları gibi hizmetler bu çerçevenin parçaları. EDISU residences sayfasında Piemonte genelinde 36 üniversite yurdu ve yaklaşık 3.345 yatak bulunduğu yazıyor. Borsellino'da kalırken aslında daha büyük bir öğrenci refahı altyapısının küçük bir noktasında yaşadığımı fark etmek, bu düzeni gözümde biraz daha anlamlı hale getirdi.
Çöp ayırmak, karıncalar ve küçük düzenler
Buzdolabının içinde kendimce bir çöp ayırma köşesi oluşturdum. Yoğurt kapları, ton balığı konserveleri, plastik su şişeleri ve ıslak mendiller ilk günlerde en çok çıkan atıklar oldu. Torino'da çöp ayırma düzeni Türkiye'de alıştığım birçok yerden daha görünür. Torino Belediyesi'nin atık ayrıştırma sayfası kağıt-karton, cam ve metal ambalaj, plastik ambalaj, organik atık ve geri kazanılamayan atık ayrımını açıkça anlatıyor. Küçük ama önemli bir ayrıntı: fişler, kirli kağıtlar ve bazı karışık malzemeler kağıt grubuna girmiyor. Islak mendilleri de geri dönüştürülebilir kağıt gibi düşünmemek gerekiyor.
Atıklar dolunca bahçedeki büyük çöp alanına götürüyorum. Götürmesem de oda temizliği veya ortak alan düzeninde bir şekilde toplanıyor ama ben burada bu sistemi sevdim. Bir şeyleri ayırmak, günlük hayatın içinde küçük bir sorumluluk duygusu oluşturuyor. Yurt yaşamında böyle basit rutinler insana "burada kalıcı değilim ama buranın düzenine dahilim" hissi veriyor.
Odanın sevimsiz küçük meselesi karıncalar oldu. İlk başta yalnızlığımın minik arkadaşları gibiydiler; sayıları artınca iş değişti. Cam kenarında ve bazı köşelerde beliriyorlar. Arada üfleyerek, silerek uzaklaştırıyorum ama tamamen çözemedim. Yurt odasının gerçekliği böyle: bir yanda Ethernet, düzenli temizlik, iyi konum; diğer yanda nereden geldiği belli olmayan karıncalar. Hayat dengeli davranıyor.
Market raflarında yeni bir ülke okumak
Yeme içme düzenim hâlâ oturma aşamasında. Evde yemeğim çoğu zaman hazırlandığı için burada market gezmek ve ne pişireceğime karar vermek başlı başına bir beceriye dönüştü. İlk günlerde genellikle muz, ton balığı, portakal suyu, yumurta, süt, yulaf, domates ve vegan yoğurtlarla idare ettim. Bugün, 12 Temmuz 2026'da, kattan biri ayrılırken bazı eşyalarını ortak masaya bırakmıştı. Hemen tencere ve tavayı aldım. Artık menü biraz genişleyebilir: çorba, makarna, fasulyeli şeyler, belki sebzeli daha gerçek yemekler.
İtalya'daki market ürünleri beni şaşırtıyor. Çeşitlilik fazla, bazı ürünlerin içerikleri daha sade görünüyor ve indirim yakalarsanız öğrenci bütçesiyle de dengeli alışveriş yapmak mümkün. Türkiye'yi düşünmeden edemiyorum; bizim marketlerde de bir gün daha sağlıklı, daha çeşitli ve daha ulaşılabilir seçeneklerin çoğalmasını çok isterim. Burada bir ürünü alırken yalnızca doymayı değil, tadını ve içeriğini de daha fazla düşünmeye başlıyorsunuz.
Zincir marketlerin mobil uygulamaları gerçekten işe yarıyor. Ben özellikle Lidl Plus kullanıyorum. Lidl Italia'nın sayfasına göre uygulamada dijital sadakat kartı, haftalık kuponlar, özel fiyatlar, dijital fişler ve mağaza bulma özellikleri var. Alışverişten önce barkodu okutuyorsunuz; aktif kupon varsa uygulanıyor, fiş de dijitalde kalıyor. Gitmeden önce ne alacağınızı planlamak da kolaylaşıyor. Bir de Offertevolantini.it uygulaması var; farklı mağazaların güncel broşür ve kampanyalarını tek yerde toplamayı amaçlıyor. Özellikle yeni geldiğiniz bir şehirde "hangi ürün nerede daha uygun" sorusuna hızlı cevap ararken işe yarıyor.
Mensa, mutfak ve öğrencinin enerji hesabı
Kendi mutfağını kurmak güzel ama her gün yemek düşünmek de zihni yoruyor. Bu yüzden EDISU yemekhane sistemini ayrı bir başlık olarak not etmek istiyorum. EDISU'nun food service sayfasına göre yemekhanelere ve alternatif yemek hizmetlerine erişim Campus Piemonte ID Meal uygulaması üzerinden yapılıyor. Uygulama elektronik cüzdanı yönetmeye, bakiye yüklemeye ve kasa geçişlerinde ödeme yapmaya yarıyor. Yani yemek meselesi burada yalnızca "nereden ucuz makarna alırım?" sorusu değil; üniversite, bölgesel destek sistemi ve dijital kimlik/ödeme düzeniyle birlikte çalışan bir gündelik altyapı.
Politecnico tarafında benim için en yakın önemli noktalardan biri Mensa del Politecnico Castelfidardo. EDISU sayfasında 400 oturma yeri olduğu ve öğle/akşam servisleri bulunduğu yazıyor. Saatler ve erişim koşulları değişebileceği için gitmeden önce resmi sayfadan kontrol etmek gerekiyor. Yine de öğrencilik açısından şunu bilmek iyi: mutfağa alışana kadar her öğünü tek başınıza çözmek zorunda değilsiniz. Bazen iyi bir yemek planı, buzdolabını doldurmak kadar, ne zaman dışarıda yemeyi seçtiğinizi de bilmektir.
Kendi mutfak tarafında ise şimdiden küçük bir "acil durum rafı" oluşturmaya karar verdim: makarna, pirinç, mercimek veya konserve bakliyat, domates sosu, yumurta, ton balığı, yulaf, süt ya da bitkisel süt, yoğurt ve birkaç temel baharat. Bunlar çok iddialı yemekler değil ama bir öğrenciyi aç, kararsız ve gereksiz harcamaya açık bırakmayan sade bir güvenlik ağı kuruyor.
Politecnico'da ilk yüz yüze görüşme
3 Temmuz Cuma günü hocamla ilk yüz yüze görüşmemizi yaptık. Hocam bana maille koordinat göndermişti. Üniversite, yurda neredeyse bir dakikalık mesafede; buna rağmen içeri girince kampüsün kendi içinde ne kadar karmaşık olduğunu hemen anladım. Politecnico di Torino dışarıdan düzenli görünüyor ama ilk kez gelen biri için bina, blok, koridor ve kapı mantığını çözmek biraz zaman istiyor.
Okul tarafındaki bu manzara, Politecnico'nun ilk günlerde bana neden biraz büyük ve katmanlı geldiğini iyi anlatıyor. Bir yanda geniş çim alanlar, bir yanda yolu birbirine bağlayan bloklar, arkada yüksek yapılar ve sürekli akan giriş çıkışlar var. Dışarıdan tek bir kampüs gibi görünen yerin içinde aslında birçok küçük rota, kapı ve eşik bulunuyor.
Kampüsün bu karmaşıklığının arkasında uzun bir tarih var. Politecnico'nun resmi tarih sayfası, okulun köklerini 1859'da kurulan Regia Scuola di Applicazione per gli Ingegneri'ye götürüyor; 1906'da Regia Scuola ile Regio Museo Industriale'nin birleşmesiyle Politecnico di Torino ortaya çıkıyor. Bugün mühendislik tarafının kalbi olan Corso Duca degli Abruzzi kompleksi ise Kasım 1958'de açılmış. Torino kampüsleri sayfası, Cittadella Politecnica genişlemesinin 1995 Genel Kentsel Gelişim Planı ile başladığını ve bugünkü kampüsün öğretim, araştırma, teknoloji transferi ve hizmet alanlarını birlikte barındırdığını anlatıyor. Yani benim "hangi kapıdan girecektim?" diye yaşadığım küçük karışıklık, aslında 160 yılı aşan bir kurumun katmanlı yapısının günlük hayattaki karşılığı.
Hocamın tarif ettiği binayı kendi başıma buldum. İçeri girince mühendislik tarafına geçtim, en sola kadar yürüdüm, merdivenleri ve asansörü gördüm, yukarı çıktım. Kapıda eski tip çevirmeli telefon benzeri bir sistem vardı. Hocam "gelince ara" demişti ama ben o telefonu nasıl kullanacağımı bilmiyordum. Bir şeyler denedim, sonra özellikle benim gibiler için koyulmuş QR kodunu fark ettim. Sistemin nasıl çalıştığını anlatıyordu. O sırada iki Çinli öğrenci geldi, kapıyı açtılar. Beni yukarı davet ettiler ama ben sistemi tam anlamadığım için beklemeyi tercih ettim. Sonunda hocayı bir şekilde aramışım; aşağı inip kapıyı açtı.
Kapıdaki telefon fotoğrafı bu ilk haftanın küçük bir özeti gibi: bir yanda analog bir cihaz, hemen yanında QR kodlu açıklama; bir yanda yüz altmış yılı aşan bir kurum, öbür yanda yeni gelen bir öğrencinin "hangi tuşa basacağım?" anı. Üstündeki "DON'T KNOW HOW TO USE IT? YOU'RE NOT ALONE" etiketi de çok yerinde duruyor. Sanki kapıdaki sistem yalnızca nasıl arama yapılacağını değil, kampüste kaybolmanın normal olduğunu da söylüyor. Politecnico'yu ilk günlerde bana zor ama sevimli yapan şey biraz bu karışım: her şey çalışıyor, ama hangi küçük işaretin hangi kapıyı açtığını öğrenmeniz gerekiyor.
Kampüs içindeki su makinesi de aynı küçük işaret dilinin parçası. Üzerindeki "buraya su ve başka içecek boşaltmayın" uyarısı, alt taraftaki bardak bölmesi, yanındaki atık kutuları... İlk günlerde bunlar yalnızca talimat gibi duruyor; sonra okulun gündelik düzenini okumaya başlıyorsunuz. Politecnico benim için sadece derslik, oda ve laboratuvarlardan ibaret değil; su almak, atığı doğru yere atmak, doğru kapıyı bulmak ve doğru küçük etiketi fark etmek gibi mikro alışkanlıklarla da öğrenilen bir yer.
Kısa bir sohbetten sonra çalışma alanımı gösterdi. Oda, Politecnico'da Emeritus Professor olan Sergio Benedetto'nun eski odasıydı. Politecnico'nun resmi personel sayfası Benedetto'yu Department of Electronics and Telecommunications, yani DET bünyesinde Emeritus Professor olarak gösteriyor. DET'in kendi sayfası da bölümün elektronik, elektromanyetik alanlar, telekomünikasyon, ölçüm, kontrol ve mekatronik gibi alanlarda araştırma ve eğitim yürüttüğünü anlatıyor. Odada IEEE onur belgeleri ve bir tenis kupası görmek bana ilginç geldi. Bir akademisyenin odasında makaleler kadar kupaların da iz bırakması hoş bir ayrıntı.
Hocamla o gün uzun uzun kalmadık; çünkü anahtar ve kart işlemlerim henüz tamamlanmamıştı. 6 Temmuz'dan sonra tempo daha düzenli hale geldi. Genelde erken kalkıp kahvaltı yapıyorum, sonra fakülteye geçiyorum. Kart ve anahtarımı almak için doğru yeri bulmakta biraz zorlandım. DET tarafında iki farklı nokta var gibi göründüğü için önce kararsız kaldım, sonra danışmaya sorup doğru yere yönlendirildim. Bu ilk hafta bana kampüste kaybolmanın aslında öğrenme sürecinin bir parçası olduğunu öğretti.
Çalışmanın ilk geri bildirimi
Cuma namazından sonra hocanın yanına yetişmem gerekiyordu. Zamanı dikkatli ayarladım ve tam vaktinde vardım. Üzerinde çalıştığım şeyleri sundum. Hocam yaptıklarımı dikkatle dinledi, etkilendiğini söyledi ama zayıf ve eksik kalan yerleri de açıkça gösterdi. Şimdi geriye dönüp bakınca işaret ettiği noktaların gerçekten doğru yerler olduğunu görüyorum.
Konuşurken akıcı, rahat ve canlı anlatıyor. Araya küçük şakalar koyuyor, ama bunu karşısındakini hafife alarak yapmıyor. Ben onun seviyesinde konuşamasam da bana tepeden bakmadan, konuyu saklamadan, neyi neden yapmam gerektiğini anlattı. Bu çok kıymetli. Yabancı bir ülkede, yeni bir akademik ortamda insanın en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, yalnızca bilgi değil; karşısındaki kişinin sizi ciddiye aldığını hissettirmesi.
Parco del Valentino ve Po kıyısında sabah yürüyüşü
Pazar sabahı erken saatlerde yürüyüşe çıktım. Şehir henüz tam uyanmamıştı. Fakültenin çevresinde biraz dolaştım, sonra turistik yerlere ve Po Nehri kıyısına doğru yürüdüm. Parco del Valentino'ya gittim. Turismo Torino burayı Torino'nun en eski ve en bilinen parkı olarak tanıtıyor; 550.000 metrekarelik alanıyla şehrin "yeşil akciğeri" gibi anlatılıyor. Parkın ağaçlı yolları, bisiklet rotaları ve nehre yakınlığı sabah saatinde gerçekten güzel bir atmosfer oluşturuyor.
Parkta yürürken çiçekleri, heykelleri ve küçük ayrıntıları tek tek çekerek ilerledim. Buradaki sokaklarda Türkiye'de alıştığımız anlamda sokak hayvanı görmedim; daha çok insanlar köpeklerini gezdiriyor. Torino'ya geleli on iki gün oldu, henüz sokakta kediye de pek denk gelmedim. Parkta ise sincabın hareketini birkaç kez gördüm; insanın yanına kadar yaklaşmaları bana küçük bir sevinç verdi. Bir şehirde böyle beklenmedik, sessiz karşılaşmalar insanı yumuşatıyor.
Valentino yalnızca güzel yürüyüş yollarından ibaret değil. Parkın içinde Castello del Valentino var; Politecnico'nun Castello del Valentino sayfası burayı okulun tarihî ve temsili mekânlarından biri olarak anlatıyor. Politecnico'nun ana sayfasında da Castello'nun Department of Architecture and Design ile Interuniversity Department of Regional and Urban Studies and Planning'e ev sahipliği yaptığı ve 1997'den beri Savoy Hanedanı konutları UNESCO miras alanının parçası olduğu belirtiliyor. Yani parkta yürürken bir yandan Po kıyısında nefes alıyorsunuz, bir yandan da üniversitenin mimarlık hafızasının yanından geçiyorsunuz.
Bir başka ilginç nokta da Borgo e Rocca Medievale. Turismo Torino, bu kompleksin 1884 İtalyan Genel Sergisi için inşa edildiğini ve Piemonte ile Valle d'Aosta'nın 15. yüzyıl yapılarını ve iç mekânlarını yeniden ürettiğini yazıyor. Yani "orta çağ köyü" gibi görünen şey gerçek bir Orta Çağ kalıntısı değil; 19. yüzyılın tarihî canlandırma fikrinin parkın içine yerleştirilmiş hâli. Torino'da tarih bazen gerçekten eski olduğu için, bazen de sonradan eski gibi tasarlandığı için ilginç.
Ernesto Pochintesta imzalı, 1884 öncesine tarihlenen katalog görseli. Kaynak: Wikimedia Commons, kamu malı (Public Domain Mark 1.0). Görsel boyutlandırılmış ve WebP biçimine dönüştürülmüştür.
Bu eski katalog çizimi Borgo Medievale'yi benim gözümde daha da ilginç hale getirdi. Parkta gördüğünüz "orta çağ" aslında 1884'te seçilmiş, çizilmiş, yeniden kurulmuş ve ziyaretçiye sahne gibi sunulmuş bir tarih fikri. Bu yüzden Valentino'da yürürken yalnızca eski bir yapıya değil, 19. yüzyıl insanının geçmişi nasıl hayal ettiğine de bakmış oluyorsunuz.
Sonra Po kıyısına indim. Sabah ışığında nehir çok sakin görünüyordu. Yürürken ileride tekrar gelmeyi planladığım müzelerin, meydanların ve yapıların önünden geçtim.
Bu kare aslında kısa bir videodan aldığım durgun bir an. Hareketli görüntüde suyun üzerinde hafif titreşimler var; fotoğraf olarak bakınca ise şehir bir anda kendini tutmuş gibi duruyor. Torino'nun bana iyi gelen taraflarından biri bu: kalabalık meydanlar ve kampüs koridorlarından sonra Po kıyısında, aynı günün içinde tamamen başka bir tempoya geçebiliyorsunuz. Dışarı çıktığımda genelde dört beş saat yürüyorum; Torino bunu mümkün kılan bir şehir. Ama hava ısınmaya başlayınca yurda dönmek en mantıklısı oluyor. O gün de öyle yaptım: yürüdüm, gördüm, fotoğraf çektim, sonra duşa ve dinlenmeye döndüm.
Torino'da yürürken yalnızca hedefe gitmiyorsunuz; yolun kendisi de sürekli küçük notlar bırakıyor. Bir köşede tramvay telleri gökyüzünü çiziyor, başka bir köşede süslü bir cephe akşam ışığını tutuyor, trafik lambası ve bisiklet tabelası tarihi taş işçiliğinin önüne giriyor. Bu karışımı seviyorum. Şehir kendini müze gibi kapatmıyor; eski cephelerin önünden araçlar, öğrenciler, bisikletler ve günlük işler geçmeye devam ediyor.
Toretler: boğa başlı çeşmeler
Torino'da yürürken sık sık yeşil, boğa başlı su çeşmeleri görüyorsunuz. Bunlara "torèt" deniyor. SMAT'ın sayfası kelimenin Piemontese dilinde "küçük boğa" anlamına geldiğini, Torino'daki bu çeşmelerin şehir mobilyasının karakteristik parçalarından biri olduğunu ve SMAT'ın şehirdeki 800'den fazla torètin bakımından sorumlu olduğunu yazıyor. Boğa başı rastgele bir süs değil; Torino'nun armasındaki boğa sembolüne bağlanıyor.
Bu çeşmeler öğrenciler ve yürüyüş yapanlar için çok pratik. Şişenizi doldurabiliyorsunuz, koşanlar durup su içebiliyor, parkta uzun yürüyüş yaparken yanınızda fazladan su taşımak zorunda kalmıyorsunuz. Bir şehrin öğrenci dostu olup olmadığını bazen büyük vaatler değil, böyle küçük altyapılar gösteriyor. Ücretsiz içilebilir suya sokakta ulaşabilmek, özellikle yazın, ciddi bir konfor.
Cuma namazı ve ASM grubu
10 Temmuz Cuma günü burada ilk kez cuma namazı kılma imkânım oldu. Politecnico içinde katılabileceğiniz birçok öğrenci grubu var. Ben de Müslüman öğrencilerle iletişim kurmak için ASM grubuna katılmıştım. Politecnico'nun resmi sayfasında ASM, akademik destek, kültürel etkinlikler, eğitim ve networking etkinlikleri düzenleyen; destekleyici ve kapsayıcı bir ortam hedefleyen bir öğrenci topluluğu olarak tanıtılıyor. Benim için en pratik katkıları, helal gıda ve ibadet yerleri konusunda yönlendirme yapmaları oldu.
Gittiğim yer Moschea Omar Ibn al-Khattab'tı. Caminin resmi sitesinde adres Via Saluzzo 18 olarak geçiyor. Ben gittiğimde hutbe Arapça ve İtalyanca okundu. Başta ne olduğunu anlamakta zorlandım ama akışa uyunca mesele sadeleşti. Namazı kılıp hemen hocanın yanına yetiştim. Yabancı bir ülkede ibadet etmek, insanın içindeki süreklilik duygusunu güçlendiriyor. Şehir değişiyor, dil değişiyor, yol değişiyor; ama bazı ritimler sizi kendinize bağlamaya devam ediyor.
Koridorda Türkçe duymak
Odama ilk geçtiğim günlerden birinde kapı tarafında Türkiye'den bir doktora öğrencisiyle tanıştım. İTÜ'de okuduğunu, Torino'ya gidip geldiğini söyledi. İlginç şekilde o ana kadar karşılaştığım ve biraz sohbet ettiğim birkaç kişinin Türk çıkması beni çok şaşırttı. İnsan yabancı bir şehirde Türkçe duyunca bir anda omuzlarından küçük bir yük inmiş gibi oluyor.
Odamın ilk bölümünde başka biri, diğer tarafında ise henüz tanışamadığım Çinli bir öğrenci kalıyordu. Bu da yurt hayatının tuhaf tarafı: aynı koridoru, aynı mutfağı, bazen aynı sessizliği paylaşıyorsunuz ama herkesin kendi takvimi, kendi ülkesi, kendi telaşı var. Birinin iki gün sonra gideceğini, diğerinin tatilde olduğunu, bir başkasının masaya tencere bıraktığını görüyorsunuz. İnsanların geçiciliği eşyaların üzerinde iz bırakıyor.
Koridor fotoğrafına bakınca bu hissi daha iyi hatırlıyorum. Kapılar kapalı, ışık en uçta patlıyor, arada sadece küçük yön levhaları ve ayak sesleri var. Ama tam da böyle yerlerde insan bir anda bir cümle yakalıyor: Türkçe bir selam, İngilizce bir soru, mutfakta İtalyanca bir uyarı, telefonla konuşan birinin kendi dili. Yurt koridoru sadece odalara açılan bir geçit değil; farklı hayatların birbirine en kısa süreyle değdiği yer.
Gran Balon: pazarın içinde küçük hazine avı
12 Temmuz Pazar günü Torino'da ayda bir düzenlenen büyük bit pazarı Gran Balon'a gittim. Aslında Torino'da Balon pazarı daha düzenli bir alışkanlık; ama Gran Balon'un resmi sayfası bunun 1985'ten beri süren tarihi antika, vintage ve koleksiyon pazarı olduğunu, her ayın ikinci pazar günü 08.00-18.00 arasında kurulduğunu söylüyor. 12 Temmuz 2026 da ikinci pazara denk geldiği için gün tam yerini buldu.
Balon'un daha eski bir haftalık ritmi de var. Saturday's Balon sayfası pazarın Borgo Dora mahallesinde 1857'den beri var olduğunu ve her cumartesi 07.00-18.00 arasında kurulduğunu yazıyor. Gran Balon ise bunun daha büyük, daha antika ve koleksiyon ağırlıklı hâli gibi. Resmi Gran Balon sayfasında ikinci pazar günleri 300'den fazla tezgâh, 50 dükkân, bar ve tarihî restoranın bölgeyi canlandırdığı belirtiliyor. Turismo Torino da burada mobilyadan tabloya, baskılardan kumaşlara, dönem oyuncaklarından plaklara ve müzik aletlerine kadar çok geniş bir eşya dünyası olduğunu anlatıyor.
Pazarda en çok kurşun askerler, maketler, küçük figürler ve eski oyuncaklar ilgimi çekiyor. Bu tür yerlerde nesneler yalnızca satılık eşya gibi durmuyor; her biri birinin eski odasından, vitrinden, çocukluğundan, koleksiyonundan kopup gelmiş gibi. Erkek kardeşim için Lego figürleri aldım. Kendime de bakındım ama daha çok gözlemledim. Böyle pazarlarda acele karar vermek istemiyorum; önce gözünüzün dili alışmalı. Hangi tezgâhın gerçekten ilginç olduğunu, hangi eşyanın yalnızca kalabalık yaptığını zamanla ayırt ediyorsunuz.
Bu üç kare pazarı benim için iyi özetliyor: bir yanda kardeşime götürülecek minicik Lego figürleri, bir yanda eski savaş sahnelerini masa üstüne taşıyan kurşun askerler, bir yanda da Caproni yazılı model uçak kutusu. Politecnico haftasından çıkıp böyle bir tezgâha bakınca insan ister istemez nesneleri başka türlü okuyor; oyuncak bile bir anda ölçek, gövde, pervane, malzeme ve hatıra meselesine dönüşüyor.
Kutudaki Caproni detayı ayrıca hoşuma gitti. Italeri'nin Caproni Ca. 313/314 ürün sayfası, bu 1:72 ölçekli kitin İkinci Dünya Savaşı dönemindeki İtalyan Caproni Ca.313 ve Ca.314 uçaklarına dayandığını anlatıyor. Ca.313, 1930'ların sonunda Caproni tarafından geliştirilen çift motorlu bir uçaktı; hafif bombardıman, hava gözlemi ve keşif görevlerinde kullanıldı. Ca.314 ise yer saldırısı, deniz keşfi, konvoy eskortu ve torpido bombardımanı gibi farklı rollere uyarlanmıştı. Bu yüzden pazardaki o kutu benim gözümde yalnızca eski bir maket kutusu değil; İtalya'nın mühendislik, savaş ve koleksiyon hafızasının küçük bir kesiti gibi duruyor.
Caproni Ca.313, 1939 sonu veya 1940'lar başı. Kaynak: Wikimedia Commons, kamu malı (PD-Italy). Görsel boyutlandırılmış ve WebP biçimine dönüştürülmüştür.
Maket kutusundaki renkli illüstrasyondan gerçek uçağın arşiv siluetine geçince nesne biraz daha ağırlaşıyor. Tezgahta gördüğüm şey oyuncak gibi başlıyor ama arkasından sanayi, savaş, tasarım ve koleksiyon kültürü çıkıyor. Gran Balon'u sevmemin nedeni de bu: bir kutu kapağı bile sizi bir anda teknik tarihin içine çekebiliyor.
Gran Balon, Torino'nun düzenli ve ciddi yüzünün yanında daha dağınık, renkli ve hafızalı bir tarafını gösteriyor. Politecnico'nun laboratuvar mantığından çıkıp eski oyuncakların, kitapların, plakların ve antika eşyaların arasına girmek şehirle ilişkimi dengeledi. Bir yanda geleceği planlayan bir üniversite, diğer yanda geçmişi kutulara dizip pazara çıkaran bir mahalle var. Torino ikisini de aynı hafta içinde önünüze koyuyor.
İlk haftanın küçük hayatta kalma yöntemleri
Bu haftadan sonra kendime birkaç basit yöntem yazdım. Bunlar büyük tavsiyeler değil; daha çok yabancı bir şehirde zihni az yoran küçük tutamaklar:
- Her sistemin ekran görüntüsünü al: Yurt adresi, kampüs girişi, öğrenci kartı ofisi, cami konumu, market üyelik barkodu ve dönüş rotası çevrimdışı durmalı.
- Mutfakta "benim alanım"ı netleştir: Dolap, raf ve buzdolabı köşesi belli olunca hem alışveriş hem yemek planı sadeleşiyor.
- İlk iki haftada tek bir markete bağlanma: Lidl, Conad, küçük mahalle marketleri ve etnik marketler farklı şeylerde avantajlı olabiliyor.
- Bir ana rota, bir de alternatif rota öğren: Torino yürünebilir ama sıcak, yorgunluk ve telefon şarjı rota kararını hızlı değiştiriyor.
- Yemek planını iki katmanlı kur: Bir katman mutfak; diğer katman mensa, hazır salata, ekmek arası veya dışarıda pratik seçenekler.
- Kampüste kaybolmayı veri gibi gör: Bir kere yanlış kapıya gitmek, sonraki sefer doğru kapıyı daha hızlı bulmanızı sağlıyor.
- İlk haftanın duygusunu küçümseme: İnsan bazen markette normalden uzun kalıyorsa bunun sebebi kararsızlık değil, aynı anda yeni dil, yeni para, yeni raf düzeni ve yeni hayatı çözmeye çalışması.
İlk haftadan bana kalan
Bu hafta bana şunu öğretti: yerleşmek büyük kararlarla değil, küçük tekrarlarla oluyor. Aynı askılığa kartımı asmak, aynı marketten süt almak, mutfaktaki dolabımı bulmak, kampüste aynı kapıdan girmek, Po kıyısında hangi yoldan döneceğimi bilmek... Bunların her biri çok küçük şeyler ama birlikte yeni bir hayatın iskeletini kuruyorlar.
Henüz her şey oturmuş değil. Yemek düzenim eksik, kampüsü tam ezberlemedim, karınca sorununu çözemedim, marketlerde hâlâ gereğinden uzun süre dolaşıyorum. Ama artık ilk günkü kadar yabancı değilim. Oda biraz daha benim odam oldu. Fakülte biraz daha anlaşılır hale geldi. Torino da yalnızca gidilecek yerler listesi olmaktan çıkıp gündelik küçük alışkanlıklarımın şehrine dönüşmeye başladı.
Bazen Erasmus, büyük fotoğraflardaki meydanlardan çok, bir tencere bulunca duyduğun sevinçtir.
Kısa notlar
- Yurt: Residenza Universitaria Borsellino, EDISU Piemonte.
- Yurt hakkında ilginç bilgi: Bina 2006 Torino Kış Olimpiyatları sırasında gazetecileri ağırlamak için yapılmış.
- Kampüs: Politecnico di Torino ana kampüsü ve DET tarafı.
- Park: Parco del Valentino, Po Nehri kıyısında uzun yürüyüş için çok uygun.
- Çeşmeler: Torino'nun yeşil boğa başlı çeşmeleri torèt olarak biliniyor.
- Market düzenim: Lidl ağırlıklı, arada Conad ve küçük yerel marketler.
- Faydalı uygulamalar: Lidl Plus ve Offertevolantini.it.
- Yemekhane sistemi: EDISU yemekhaneleri için Campus Piemonte ID Meal uygulamasını ayrıca kontrol etmek gerekiyor.
- Cuma namazı: Moschea Omar Ibn al-Khattab, Via Saluzzo 18.
- Pazar: Balon her cumartesi, Gran Balon ise ayın ikinci pazar günü Borgo Dora çevresinde kuruluyor.
Doğrulama notu
Bu yazı kişisel deneyimimi anlatıyor. Değişebilecek veya kurumsal olan bilgileri yazarken EDISU Piemonte, Politecnico di Torino, DET, Turismo Torino, SMAT, Torino Belediyesi, ASM Politecnico, Moschea Omar, Lidl Italia, Offertevolantini.it, Castello del Valentino, Borgo Medievale, Falcone Vakfı, Balon/Gran Balon resmi sayfaları, Italeri ürün sayfası ve Wikimedia Commons üzerindeki açık lisanslı/kamu malı arşiv görsellerinin açıklama sayfalarıyla karşılaştırdım. Arşiv görsellerinin kaynak ve lisanslarını görsel altlarında ayrıca belirttim. Kişisel güvenlik nedeniyle oda numaramı, başka öğrencilerin tam kimliklerini ve ofis/kapı gibi hassas ayrıntıları bilerek ayrıntılandırmadım. Market fiyatları, uygulama özellikleri, ibadet saatleri, mensa erişimi ve yurt hizmetleri zamanla değişebilir; kendi yolculuğunuzdan önce güncel resmi sayfaları tekrar kontrol edin.

